Umut Yazıları

Proletarya, özgürlük gücüdür! – İmera Fera Yeşilgöz yazdı

“Bozuk düzende sağlam çark olmaz.

O düzeni baştan sona değiştirmenin yolunu bulmalıyız.”
Pir Sultan Abdal

Dünya çapında yaşanan ekonomik kriz, Türkiye’de de işçi sınıfı ve yoksullar üzerinde yoğunlaşmakta, derinleşmektedir. İktidar, krizleri aşma yolu olarak, daha çok yönlü ve daha büyük krizleri hazırlama ve krizleri önleyici araçları daha da azaltma olarak belirlemiştir.


Pandemi, krizin Türkiye’de daha hızlı ilerlemesine, işlemesine neden olmuştur. Pandemi öncesi, iktidar tarafından işçi sınıfına yönelik gerçekleştirilen saldırılar, hak gaspları pandemi süreci ile artan ortak parantezinde işsizlik yoksullaşma olarak devam etmiştir. Pandemi, işçi sınıfı saflarında hayatta kalma, açlıkla boğuşma mücadelesi olarak yaşanırken; iktidar ve sermaye cephesinde varlıklarını ve zenginliklerini koruma, “çarkların dönmesinin” devamlılığını sağlama olarak sürmektedir.

Toplumsal üretim araçlarının mülküyetini elinde bulunduran ve ücretli emeği sömüren sınıf olarak burjuvazi, çarkların dönmesi uğruna; yaşayabilmek için iş gücünü satmak zorunda olan işçileri, pandemi tedbirlerinden uzak, güvencesiz koşullarda çalışmaya mahkum etmiştir.
İktidarın her kurumu tarafından “evde kalın” çağrıları yapılmakta iken, sokağa çıkma yasaklarından muaf tutulan işçi sınıfına çarkların dönmesi için fabrikalarda çalışmak dayatılmıştır. Pandemi için alınması gereken her tedbir işçilerin çalışması için yok sayılmıştır. Bu nedenle de koronavirüsün yayıldığı en geniş alanlar üretimin devam ettirildiği fabrikalar, işyerleri ve bu işyerlerinde çalışan işçilerin yaşadığı mahaller olmuştur.


İşçi sınıfı pandemi sürecinde gerek ekonomik gerek sağlık açısından tam olarak varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Hayatta kalma koşullarının iktidar tarafından, işçi sınıfı ve yoksullar için her gün daha da yok edildiği bir süreçte asgari ücret görüşmeleri gerçekleştirildi.


Elbette ki, işçinin yalnızca sermayeyi arttırmak için yaşadığı, egemen sınıfların çıkarlarının gerektirdiği kadar yaşadığı bu köhne düzende, işçi sınıfı ve emekçilerin çıkarlarının korunmasını beklemek, bir idam mahkumumun cellattan yaşam ummasına benzerdi. Nitekim açıklanan asgari ücret sermayeyi memnun ederken, işçi sınıfı için sefalet ücreti olmuştur.


Marx, asgari ücreti, ücretli emeğin ortalama fiyatı olarak tarifler. Yani, işçinin işçi olarak hayatta kalması için zorunlu olan geçim araçları toplamı. Bu haliyle bile Marx, öyleyse ücretli işçinin edimiyle sahip olduğu şey ancak onun çıplak hayatını yeniden üretmesine yeteceğini söylemektedir. Dolayısıyla işçinin maliyeti hemen yalnızca hayatını sürdürmesi zorunlu geçim araçları kadardır. Fakat bugün bunları dahi yememektedir. Acı reçete işçi sınıfı ve yoksullara ödetilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de temel yaşam ihtiyaçlarına sonu gelmeyen faizler işletilmekteşdir. Ocak ayı içerisinde yağ % 40, yumurta % 50, peynir % 35, tavuk % 53 zamlanmıştır. Asgari ücrete yapılan zam oranı ise % 21.26 olmuştur. Bu durum bizlere Lenin’in sözlerini yeniden hatırlatmaktadır. Bir sınıfı ezebilmek için ona en azından kölece varlığını sürdürebileceği koşulları sağlamak gerekir. Burjuvazi artık…. kölesine köle olarak bile varolma güvencesi veremiyor.


Açıklanan BİSAM raporuna göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için aylık en az yapması gereken gıda harcaması 2 bin 401 TL’dir. “Yüksek faize yatırımcılarımızı ezdirmememiz gerekiyor” diyen iktidar, yatırımcılar için düşük faiz oranları işletirken, yüksek istihdam çalışmalarını sürdürürken; çalışan nüfusun yarısını oluşturan asgari ücretli işçilerin tüm yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilemesi için reva gördüğü 2 bin 825 TL 90 kuruş olmuştur.


Alım gücünün kalmadığı işçi sınıfı, döviz kurları dolayısıyla işletilen yüksek zamlar karşısında bozulmakta olan, çürümüş olan, “çıkma ürün” olarak tariflenen ürünlere yönelmektedir.


“İşçilerimizi, emekçilerimizi enflasyona ezdirmedik” diyen Bakan Selçuk, işçi sınıfının omuzlarına bindirdikleri faizleri, kredi borçlarını ve bunun sonucunda açığa çıkan işsizliği, açlığı, sefaleti perdeleyemeyecektir.
İktidara sefa, işçi sınıfına sefalet!


İşçi düşmanı, başfaşist Erdoğan’ın maaşına 2021 yılı için 6 bin 750 TL zam yapılmıştır. Başfaşist Erdoğan asgari ücretin 31 katı maaş almaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her 22 saniyede ki harcaması üc asgari ücret miktarındadır. İktidar yandaşlarına 4 ayrı maaş ödemesi yapılmaktadır.
Halkın hazinesi iktidarın ve yandaşlarının sefasına harcanmakta, faturasını ise işçi sınıfı ve haklar ödemektedir.

Çözüm, iktidardan daha yüksek maaşlar talep etmekte ya da erken seçimle işçi sınıfının insanca yaşam koşullarının oluşacağı beklentisinde değildir. Kitlelere hayal dağıtmak, hükümet değişikliği ile kazanılacağının çığırtkanlığını yapmak kitleleri aldatmaktır. Restarosyon girişimleri işçi sınıfı ve ezilenler için kurtuluş olmayacaktır. “Bunu ancak burjuvazinin bilinali bir uşağı yada politik bakımdan tamamen ölü” biri görmeyebilir.
İşçi sınıfı ve ezilenlerin sistem tarafından sömürüsüne son vermenin yolu yalnız sömürenlerle değil, sömürü sistemiyle topyekün mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.


Sömürücüler devleti, iktidarı kaçınılmaz olarak kendi sınıflarının, sömürenlerin sömürülenler üzerinde bir egemenlik baskı silahına dönüştürürler, çıkarlarını korumak için kullanırlar. O nedenle, “bir sınıfın bir başka sınıf tarafından sömürülmesinin her türlü imkanı kaldırılmadıkça çarklar sömürücüler için dönecektir.
Bu çarka çomak gereklidir. Bu çomak kurtuluşunu kendi sınıf kimliğinde barındıran proletaryadır.


Proletaryanın kurtuluşu, devrimci zoru örgütleyerek, kendi tehdidine sermaye ve sömürü düzenine, faşizme karşı mücadelesinden geçmektedir.
İktidarın içinde bulunduğu krizi aşamayacağı, sona yaklaşacağı gerçekliği eğer ki kendiliğindenciliğe bırakılırsa kaybeden işçi sınıfı ve halklarımız olacaktır.


Bir daha yinelenmelidir ki, iktidarın içerisinde bulunduğu çıkmaz, kendi içerisindeki çatlaklar kullanılarak işçilerin tek tek çıkarları doğrultusunda, mücadele ve kazanım zeminlerine dönüştürülmelidir.


Elbette ki bu kavga kolay verilmeyecektir. Zafer için bedel ödenecektir. Bu bedeli, kapitalist düzen tarafından sömürülen işçi sınıfı, erkek egemen sistem tarafından katledilen kadınlar, iktidar tarafından terörist ilan edilen öğrenciler tüm ezilenler göğüslemelidir.


İşçi sınıfı ve tüm ezilenler; “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” şiarıyla mücadele alanlarında birleşmelidir.


Bugünden kelepçesi vurulan, yarınların işsiz gençleri şunu kavramalıdır ki, bugün kapılarına vurulan kelepçe yarın ellerine vurulacak olan sömürü zincirleridir. Ya bu günden bu kelepçeleri kıracağız ya da Platon’un karanlık mağarasında zincirleneceğiz!


Zincirlerimizi kırmak, karanlık mağaradan çıkmak, ışığı görebilmek için gereken cüret, tarih sahnesinde açığa çıkardığımız direnişlerimizde mevcuttur.


Paris komünüyle, burjuvazinin surlarına dikilen proletaryanın kızıl bayrağı, Stalingrad’da, Taksim direnişlerinde dalgalanmıştır.
İşçi sınıfının komünist partisi Devrimci Komünarlarların önderi, ve onun devrimci savaş örgütü Özgürlük Güçleri’nin başkomutanı Ulaş Bayraktaroğlu işçi sınıfının kurtuluşu için Gezi barikatlarında dalgalandırdığı proletaryanın kızıl bayrağını, halkların özgürlük mücadeleleriyle birleştirerek Rojava Devrimi’ne taşımıştır.
O bayrağı işçi Bedreddin Kobane’de, işçi Robin Cerablus’ta, işçi Muzaffer Rakka’da taşımıştır.


Tüm işçi sınıfı ve ezilenlere, kurtuluşumuz için, önderlerimizin, yoldaşlarımızın, tüm varlıklarını katarak verdikleri bu son kavgayı zafere taşımalıyız. Komünarlar için özgür yaşamdan başka bir yaşam yolu yoktur! Tüm işçi sınıfı ve ezilenleri, gençleri, kadınları faşizme karşı mücadele bayrağını Komünarların saflarında yükseltmeye çağırıyoruz.


Marx, 1848’de yazdığı manifestonun son cümlesinde yapılması gerekeni söylemiştir.


“Proleterlerin, zincirleirnden başka kaybedecek bir şeyleri yoktur. Kazanacakları bir dünya vardır. Bütün ülkelerin proleterleri birleşin!”

İmera Fera Yeşilgöz
Medya Savunma Alanları

Paylaşın